Archive for the ‘asker hikayeleri’ Category

08
Ara

askerdeki çatışma

Written by admin Add Comments

sinan hep asker yaşını bekliyiormuz 20 yaşına gelmesine 3 yaş kalmış ve 20 yaşında olmuş askere yarın gidecekmiş gitmeden önce kıyafet valizini toplamış saatler ilerledikçe ilerliyor ve yarın oluyor askere gidiyor ve bir çatışmaya giriyor en sevdiği arkadaşı da oraya yani hakkariye askerliğini yapmaya geliyor ve

sinan ın en sevdiği arkadaşı vuruluyor hemen sinan koşa koşa komtanının yanına gidiyor komtanına şunları diyor arkadaşım ayağından vuruldu onu alabilirmiyim komtanı aslan askerim sen delirdinmi sinan lütfen aliyim komtanım komtan sinanın ısrarlarına dayanamamış tamam asker dikkatlice al gel sinan teşekkürler

 komtanım hemen sinan hiç vakit kaybetmeden koşa koşa arkadışının yanına gidiyor arkadaşını sırtına alıp gidiyor ve hemşiriye götürüyor hemşire hanım hemşire hanım arkadaşım ayağından vuruldu çok kan

kaybediyor onu iyileştirin lütfen tamam asker sağa salim onu kurtaracağım elimden geleni yapacağım sinan tamam dedi ve arkadaşı iyileşti ve iksininde askerliği bitti ve evlerine döndüler sinanı annesi ve babası görünce çok sevindiler

11
Kas

son yeniçeri

Written by admin Add Comments

Bu iş böyle olmaz ise sen bilürsün Padişah’ım ! “ “ İstemezük ! “ naralarıyla sık sık muhtıra verip , ayak divanı toplayarak , kelle alıp , kelle satan , memleketi kurtarmak (!) için ikide bir kazan kaldırıp ihtilal yapan bir ordu vardı . Sık sık darbeler yapan bu ordunun adı Yeniçeri Ocağı idi . Osmanlı Devletinin en kudretli döneminde dahi sayısı on bin kişiyi geçmeyen bu politikacı askerler , devleti ve hükümetleri vesayet altında tutardı . Herkes Yeniçeri generallerinin ağzından çıkan söze önem verirdi .
Yeniçeri Hüseyin , gençliğinde bıçkın bir delikanlı idi . Sık sık olay çıkarıp dayak yer , hapse atılır ama gözünü budaktan sakınmadığı için çok sevilir , kendini çabuk affettirirdi . Zaten Yeniçeri Ocağının zabit ve neferlerinde her türlü hergelelik mevcuttu .
Genç yeniçeri Hüseyin , bir gün izinli olarak birliğinden ayrılmış , şehirde aylak aylak dolaşmaya başlamıştı . Aniden cin çarpmış gibi oldu . Annesiyle birlikte yürüyen genç , güzel bir kız görünce takip etmeye başladı . Kız da Hüseyin’in farkına varmıştı . Yaşmağının altından attığı çapkın bakışlar yürüyüşüne de yansımış , delikanlıyı bir uydu gibi cazibesine almıştı . Ağa Hüseyin aşk yıldırımıyla çarpılmış , birkaç defa takipten vazgeçmek istediyse de başaramamıştı . Bu tatlı bela son derece güzel , Yeniçeri Hüseyin de biraz içkili yani çakırkeyfdi . Anne kıza arkadan yaklaşan Hüseyin , birden genç kıza sarılarak iki yanağından öptü . Uzaktan Ağa Hüseyin’i tahrik eden kız , işin bu raddeye geleceğini tahmin edemeyince çığlık kopararak düşüp bayıldı . Annesi avazı çıktığı kadar bağırıyor , beddualar savuruyordu . Çevreleri bir anda insan doldu . Güçlü kuvvetli birkaç esnaf Ağa Hüseyin’in üzerine yürüyerek yakaladılar . O sırada Karakollukçular da yetişerek , Ağa Hüseyin’i yaka paça ederek Ağa’nın huzuruna götürdüler .
Yeniçeri Ağası kalın bir sesle gürledi :
- Gel bakalım delikanlı ! Hesap göreceğiz . Sen benim kim olduğumu bilir misin ?
- Bilirim Ağa’m !
- Peki , bu ettiğin halta ne diyeceğiz ?
- Ne diyeyim Ağa’m ; kör nefse uyduk …
- Seni zindana atacağımı düşünemedin mi ?
- Düşündüm ve hesapladım Ağa’m !
- Diri diri derini yüzeceğimi …
- Düşündüm ve hesapladım Ağa’m !
- Asacağımı düşünmedin mi ?
- Hesapladım Ağa’m !

Yeniçeri Ağası her tehdidin ardından “ Hesapladım Ağa’m “ cevabını aldıkça çılgına döndü . Birden adamlarına emir verdi : “ Alın şu it oğlu iti ; Cerrahpaşa’ya götürüp iyice budatın .( dibinden kestirin ) Sonra da Harem Ağa’larının arasına atın . “ deyince Ağa Hüseyin’in gözleri fal taşı gibi dehşetle açıldı .
- Aman ; ayaklarını öpeyim Ağa’m ! Yemin ederim ki bu kadarı hesabımda yoktu ; Ağa’m !
Ağa Hüseyin göze girerek zamanla yükseldi . Vezir (paşa) olmasına rağmen o , hep ‘Ağa’ kelimesi başa gelerek Ağa Hüseyin Paşa olarak anıldı .
Ağacı kesen baltanın sapı da ağaçtan olurmuş . Padişah II.Mahmut , Yeniçeri Ocağı’nı kapatmayı kafasına koyunca Yeniçeri Ağası yaptığı Ağa Hüseyin Paşa’yı görevlendirdi . Planlar gizli tutuldu .
1826 Yılında Yeniçeri kışlalarını topa tutarak Ocağı öyle bir dağıttı ki binlerce yeniçerinin kanı İstanbul sokaklarında sel gibi aktı . Halk o kadar bezgin ve nefret yüklüydü .Yeniçeri mezarları bile kırılıp yerle bir edildi .
Ağa Hüseyin Paşa , gırtlağına kadar siyasete bulaşmış , cuntalaşmış , ihtilalci bir orduyu yok ederek adını tarihe “ Son Yeniçeri “ olarak yazdırdı

17
Haz

düyün gecesi

Written by admin 1 Comment

düyün gecesi

Köyün mezarlığına gelmişti. Taşlarla çevrili mezarlığın yanından geçerken içi ürpermişti nedense…Oysa, askerlikte, nöbet tutarken, karşıda
mezarlık vardı, her gün, bu mezarlığa cenaze arabasıyla, erkek ,kadın, çocuk, yaşllı her dinden her mezhepten cenaze geliyordu. Müslüman mezarı hemen belli oluyordu.. Mezar taşının üstünde ay ve yıldız, ölenin adı soyadı, cinsiyeti , doğum ve ölüm tarihi, baba adı, memleketi yazılıydı…Mezarlığı geçmişti ki, arkadan sinsice yaklaşan bir tilki bacağını ıssırdı. ” Vay namussuz hayvan !” diye tilkiye yerden bir taş alıp attı, tilki çoktan karşıya geçip mezarlığa girmişti… Köye, girdiğinde, gecenin bi yarısı olmuştu. Köy derin uykudaydı…Işıklar sönmüş, gök yüzünde
testekerlek bir ay vardı, hava açıktı. Ayak sesine köyden birkaç köpek havladı…

Avlu kapısından girdi, dut ağacına zincirle bağlı, kara kıllı, kulakları kesik bir köpek, sahibini tanımadığından , zinciri koparmak için yırtınırken
Osman efendi, ayak yoluna çıkmak için, taş merdivenden iniyordı ki karşısında valizli, uzun boylu sırtında gocuk, Ahmet’i birden karşısında görünce tanıyamadı, “hayırdır inşallah ! Bu eli valizli kim bu gece vakti gelen !” diye söylendi…Ahmet, gülümseyerek, ay ışığında, balmumu gibi sarı yüzlü babasına baktı.” Baba! Beni tanımadın mı ?”dedi. ” Ben Ahmet !” Adam, ” Amet, oğlum !” diye sesi titredi..”Hayır mı oğlum ? Gece vakti insan gelir mi? Gündüz gelir insan, haydi yukarı çık, ben de su döküyüm geliyom ” Ahmet , babasının açık bıraktığı kapıdan girdi.. Osman efendi, etrafı taşla çevrili yüz numaraya oturarak büyük abtestini yaptı, sonra, naylon ıbrıktan su dökerek k…. yıkadı, sonra yerden sabunluktan el sabununu alarak, ellerini yıkadı şalvarını yukarı çekerek, merdivenden eve çıktı. Ahmet, elindeki valizi, kapı girişine koydu.
Sonra babasının eline geldi, yaşı adam, oğlunun yüzünü öptü. Delikanlı, “Anamla, bacılarımı uyandırma baba !”dedi.. “Sabah olsun, görüşürüm…” Yaşlı adam, “yol yorgunusun oğul, yatağını yapsınlar da yat !” dedi..
“Baba sen rahatına bak ! Ben şu sedire uzanırım…!” dedi… Osman Efendi, bir battaniye getirdi. “Uyuyanın üstüne kar yağarmış, şunu üstüne ört. Ahmet, yastığa başını koyar koymaz uyudu

O sabah, erkenden uyanan Ahmet, ocakta süt kaynatan annesinin elini öptü..Yaşlı kadın, sevinçten gözleri doldu geldi..Sarıldı oğluna.
“Ana…Anacığım nasılsın ? Hastalığın nasıl oldu ?” dedi . Yaşlı kadın, “yaşlandık gayri oğul…! Baban şeere götürdü, doktura gösterdi, şu kırmızı hapları verdi, kullanalı dizimin ağrısı azaldı !”dedi.. Sabah namazını kılan Osman efendi, karısına ” süt piştiyse, Ahmet’e koy da içisin !” dedi..
Delikanlı, “Eee…siz de ne var ne yok ?”dedi.. Yaşlı adam, ” Biz iyiyiz oğul, maşallah eskerlik sana yaramış…! Ne o ? Çorabı niye çıkardın ?”
“Evde kolanya var mı ? Namussuz tilki ıssırdı..”  dedi..Yaşlı adam, “durup dururken tilki ısırmaz oğul…Doktora gitsen iyi olur…!”
Ahmet, güldü, “tilkinin ısırığından ne olacak baba! Alt tarafı bir sıyrık …” Keziban, ağabeyisine sarıldı, öptü. Ahmet gülerek, “kız büyümüşsün , hem de güzelleşmişsin dedi..Kızın yüzü kızarmıştı. Sonra, “Dudunun haberi yok ! Git geldiğimi haber ver, ben de yarın
giderim !”dedi..

Dudu, Ahmet’in askerden teskeresini alıp gelmesine çok sevinmişti. Çeyizini düzmüş, kaynanası kayınbabası ve Ahmet!le şehire giderek, gelinliğini almışlar, sonra , kız eviyle anlaşarak, gelin için gerekli ev eşyalarını almışlar, düğün gününü kararlaştırmışlardı. Ekimin, ikinci haftası, Cumartesi günü başlayacak düğün, Pazar günü gelinin baba evinden alınıp oğlan evine götürülmesi ile son bulacaktı. Osman Efendi, düğün sofrasını üst kata kurdurmuştu…Kadınlar da alt kattaydı..Üst kat yetmediği için, bahçenin içine de masalar atılmıştı. Evin çatısına bir bayrak, bayrak direğine de elma takılmıştı. Komşu Köylerden, şehirden gelen misafirler üst kata alınıyordu. Davul ile zurna, oğlan evinin kapısında, okuntuya gelenleri selamlarken, okuntucular davulcu ile zurnacıya gönlünden ne koparsa veriyordu. Osman Efendi, silah atılmasını istemediği halde, delikanlılar, erkekler halay çekerken, tabancanın namlusuna kurşun sürüp tetiğe basıyorlardı… Ahmet rakının verdiği mahmurlukla başı
dönüyordu…Ama, hareketleri, bir garipti, onu tanıyan delikanlılar, “Ahmet’i rakı çarptı galiba diye gülüyorlardı.. Dudu, eline kına yakılırken, kızın biri “Yüksek Yüksek tepelere ev kurmasınlar , aşırı aşırı memlekete kız vermesinler !” diye türkü söylüyor, adet olduğu üzere, gelin ağlatılıyordu… Dudu ağla sa da “hem ağlarım hem giderim misali içi heyecandan titriyordu…

Ahmet, Duduyu kuaföre götürerek saçlarını yaptırmış, kendisi, lacivert bir elbise, ve beyaz bir gömlek, ayaklarına da siyah bir makosen ayakkabı almıştı.

Gerdek odasına girdiklerinde ikisi de heyacanlıydı…Ahmet’ın bakışları bir garipti, kızı öperken canını acıtıyordu…Ama Dudu, heyecandan sanarak katlanıyordu buna…Giderek, delikanlının hareketleri daha da dengesizleşmişti…Kızın neresi gelirse ısırıyor, göz bebekleri büyüyor, ağzından beyaz köpükler geliyordu. “İmdaaaat!” diye bağırdı. Çığlığı, kapının dışında, kanlı çarşaf bekleyen yengelerden biri duydu. Kızın çığlığına, utanmayı bir tarafa bırakarak, odaya girdi.. Manzara korkunçtu, kızın her tarafı diş izi ve kandı..

” Aman Allah ‘ım ! Ahmet kudurmuş !” diye avazı çıktığı kadar bağırdı. Sesi duyan sağdıç Hüseyin, içeri daldı, belinden tabancasını çıkarıp
kızın üstüne abanan, Ahmet’in tam kafasına nişan alıp tetiğe bastı, odanın içini önce şiddetli bir patlama aldı, sonra Ahmet arka üstü devrildi…
Osman efendinin nutku tutulmuştu sanki. Ahmet’in annesi,kalb krizi geçirirken, iki kız kardeşi ,yerde cansız yatan, ağzının kenarında köpükler olan ve damat elbisesi ve beyaz gömleği kan içindeki talihsiz ağabeylerine ve murada eremeyen geline ağlayarak bakıyorlardı… Zavallı Dudu, eli yüzü kan ve diş izleri içinde korkudan tütriyordu. Yaşadığı korkunç olayın etkisinden hala kurtulamadığından şoka girmişti. Sağdıç Hüseyin, karakolda alınan ifadesinden sonra serbest bırakılmıştı

Dudu, nun ailesi, o olaydan sonra köyden göç etmişti…Dudu, kurtuldu mu yoksa kudurup feci şekilde öldü mü ? Aile nereye gitti, başlarına
ne geldi bilen yok… Ama, her ekim ayında, Dudu kızın düğününün olduğu gün uğursuzluk sayıldığından, evlenen gençler, gerdek gecesini o güne denk getirmezler. Ve gelinlik kızlar, her ekim ayında, oturup ağlar Ahmet, in mezarı, köyün girişindeki, mezarlıkta, etrafı taş duvarla çevrili mezarlarlığın içinde en yeni mezar, Ahmet’in mezarı, mezarının başına konan mermerde, Ahmet’in adı soyadı, baba adıdoğum tarihi ,doğum yeri, ve ölüm tarihi yazılı..

02
May

asker mektupları

Written by admin Add Comments

asker mektupları

ŞEHİDİM ANNEM

Davullarla, zurnalarla uğurladın beni Asker Ocağına, elimde bir valiz, bir de ceketim vardı.

Kalın kazaklarımı koymuştun; oğlum oralar soğuk olur, üşütme diye.

Ana kucağı derler Asker Ocağına. Gerçekten öyleymiş. Üşümüyorum annem.

Demiştin ya kendine iyi bak oğlum diye, babama da söyle; insan tek kalınca üzülür, içlenirmiş

Biz burada binleriz, on binleriz annem. Hepimiz ana baba çocuğu, Askeriz, MEHMETCİĞİZ annem…

Dağlarımızı saran çakallardan temizlemeğe çalışıyoruz annem,

Yıllarca Kardeş bildiklerimizde, belki aynı fırından ekmek yediğimizden,

Aynı vatanın havasını yıllar yılı soluduğumuzdan,

Şimdi nifak tohumları ekenlerin hizmetinde olanlardan,

Biz dimdik ayakta, çakı gibi askeriz. NEFERİZ ANNEM…

Az kaldı annem.30 gün… Sonra hep birlikte olacağız. Vatan borcumu bitirip sizlere kavuşacağım.

Annem, benim pamuk annem babama söyle kurbanımı, aslan oğlunun koçunu unutmasın…

Buralarda düşman uyumuyor annem. Gecemiz gündüzümüz kalmadı, Sakın, sakın şikayet ettim zannetme… Biraz önce postallarımı boyadım, silahımı temizledim.

Vatan toprağında, Şırnak’ ta Nöbetteyim, beklemedeyim, sınırdayım annem…

Birkaç gündür yoğunlaştı it sürülerinin saldırıları annem,

Ama sen üzülme, ağlama annem, beni bugünler için yetiştirmedin mi?

Hani çok sevdiğim siyah montum vardı ya; sakın kimse giymesin diye tembihlediğim.

Kardeşim, Ahmetim çok severdi, bırak giyinsin… kader bu belki döner, belki hiç dönemem..

Yirmi kişiyle uğurladığın, hasretiyle yandığın, ASKER oğlunu belki binlerle karşılayacaksın Annem…

Haziran 1995 gece yarısı, saldırıya uğradım, Kurşun yedim, Ölmedim annem.

Parola VATAN, İşareti NAMUSTUR derdin. Namusum uğruna can verdim annem.

Bana verdiğin tertemiz, helal sütüne layık olmaya çalıştım, düşmana, kalleşe yol vermedim

Ben ölmedim annem. Metinler, Mehmetler, Ahmetler Süleymanlar, Yunuslar, Yusuflar…

Kısaca MEHMETCİKLER ölmez. Hakkını helal et benim canım annem…

Annem; YARİME söyle beni beklemesin, karalar bağlamasın beyaz duvak yerine,

Bana kısmet değilmiş onunla bir yuva kurup, aynı yastığa baş koymak, çocuklarımızı büyütmek…

Annem söyle ona; dünyada istediğim tek şey; işten geldiğim zaman evimin kapısını onun açmasıydı…

Söyle ki; ondan ve hayallerimden ayrılmama sebep olanlar, Mardin’de, Şırnak’ta ve Ankara’dalar…

Benim milletimi temsil ediyorlar mecliste. Çakallar düz ovaya indiler, siyaset yapıyorlar annem…

Biz askerlikten kaçmadık, Kantinde askerlik yapmadık,

Düzmece rapor alıp, askerlikten de muafta tutulmadık.

Biz, Biz hiçbir zaman YAN GELİP Yatmadık, KELLE olmadık, ŞEHİT olduk annem…

Al Bayraklara sarılı, küçük bedenlerimizle dev olduk, geçit vermedik.

Biz Vurulduk ama BİTMEDİK annem…

Bayramlarda elini öpmeğe gelemiyorum, Üzülme Annem, ama sen sakın beni ziyaretsiz bırakma, Biliyorsun ŞEHİTLER; Şehit olunca değil, UNUTULUNCA ÖLÜRMÜŞ, sen sakın beni unutma!!!

Başını dik tut, Onurlu, gururlu ol, sen ŞEHİT annesisin… Ağlayıp, kalleşleri sevindirme…

Üzülme, ben hep sizinleyim; otobüste, dolmuşta, evde ve dükkânda… Kısaca Yüreğinizdeyim…

Bekleme beni güzel annem… sizlere hem çok yakın hem de çok uzaklardayım…

Dönemem, gelemem, sizleri bir daha göremem annem… Sana sarılıp artık öpemem.

Hakkını helal et annem. Sen de; vatan toprağım, güzel insanlarım…

Dedim ya; Ben ŞEHİDİM, Bingöl Dağlarında, Gabar’da, Şırnak’ ta, Nusaybin’de, Van’da,

Vatanın her karışındayım. Artık Tüm Türkiye’nin Şehidiyim…Görevimi tamamladım annem…

Evim, artık EDİRNEKAPI şehitliği… Mermerden Mezar taşım. Başucumda iki resim; biri Ay yıldızlı bayrağım, diğeri benim resmim. Üstünde al al açan çiçeklerim. Toprağa düştüm Çiçek oldum… Çiçeklerimi soldurma annem…

02
May

vatan size minnettar

Written by admin Add Comments

yıl 2007… türkiye cumhuriyeti , abd ile savaş yapmaktadır. enes adında fakir bir asker vardır.enes ve türk askerleri birçok hıristiyan ülkeyle savaşıp yenmişlerdir. enes 27,5 yaşındadır yani tam evlenme çağında olduğu sırada savaşmaktadır.bu savaş 1999 yılında başlamıştır. amerika’da türkiye’de çok güçsüz düşmüştür.bütün eli silah tutan herkes(erkek,kadın)savaşa gitmektedir.azerbaycan’dan, türkmenistan’dan, kazakistan’dan, kktc’den herkes(erkek,kadın)eli silah tutan herkes savaş’a gelmiştir ve çok çeviktirler. savaş ankara’da yapılmaktadır. Çünkü abd’liler polatlı’ya kadar gelmişlerdir. azerbaycan’dan yine askerler gelmiştir. birinin adıda samiye’dir. samiye’de enes gibi fakirdir ama eli silah tutar. abd’lilerden christy brown adında bir kumandan varmış. bu kumandan o kadar kurnazmış ki 3 bomba 5 metre yanında patlamasına rağmen hiçbir şey olmamış. christy brown bir savaşta samiye’yi , enes’in en iyi arkadaşı olan süleyman’ı ve 57kişiyi tutsak götürmüş. enes samiye’yi seviyormuş. bunu nuh kumandana söylemiş.enes nuh kumandanın kardeşiymiş. nuh kumandan bunun üzerine bir ordu hazırlayıp enes’i kumandan yapmış. enes samiye’nin ,süleyman’ın ve 57 kişinin ne halde olduğunu bilmek istiyormuş ama öğrenemiyormuş bunları tam asacakken yani saat 09:05 sularında savaş başlamış christy brown askerleri korkudan kaçmış cihanda “allah ,allah ,allah” sesleriyle inliyormuş. savaş 2 gün sürmüş ve bu son savaşmış. saat 20:17 sularında savaş bitmiş ve abd’nin bölümünü almışlar. abd’liler türkiye’den kovulmuş ama enes kumandanın ordusu 100 kişi iken 28 kişi kalmış.enes kumandan annesi İsminaz’ın arazisine ankara Şehitler abidesi yaptırmış ve her mezarın başına “vatan size minnettardır.” yazdırmış ve enes ile samiye evlenmiş. enes, kumandan olarak kalmış

Hikayeler ve - hikaye web siteleri
Zirve100 Toplist

site haritası yabancı film izle kapak laflar